13 Haziran, 2007

Hey, Wait...
Edebiyatımızda hatırı sayılır bir yere sahip olan İkinci Yeniler döneminde iyice alevlenen bir tartışmaydı yazıya dayalı eserlerin içerdiği duyguları anlatması mı yoksa hissettirmesi mi gerektiği. Okuduğum eserlerde, hissettirme sahasında başarılı olabilenleri daha çok seven biri olarak tartışmada taraf tutmuş olsam da beri tarafın eserlerini de es geçmemiştim hiçbir zaman. Kuşkusuz her eser anlatır/hissettirir fakat konuyu sınırlı ve kapalı tutup niceliği derinleştirmekti arıyorum ben. Hissettirme janrına güçlü destek, çoğu kişinin beklemediği bir yerden, grafik romanlardan geldi.

İki bölümden oluşan ince bir eser Jason’ın övgülere nail olan grafik romanı ‘Hey, Wait…’ Jon ve Bjorn adlı iki çocuğun pastoral arkadaşlığının anlatıldığı ilk bölümde daha sonradan yokluğunda oluşacak boşluğu kavrayabilmemiz için arkadaşlığın önemi vurgulanıyor. Böylesine basit yaşamlardan zekice çıkarımlarda bulunmuş yazar/çizer Jason; Jon’un okulun güzel kızlarından birini yolun başında görmesi üzerine ağaçların arkasına saklanması ya da iki dostun şans eseri gördüğü erotik takvimin etkisi gibi. Kitabın özü de bu ufak etkilerden kaynaklanıyor; basit imgeler sarsıcı etkilere dönüşüyor.

İlk kitabın sonunda gerçekleşen trajedi sonrası hayatında oluşan büyük boşluğun içinde kaybolan Jon, sıradanlık tarafından kuşatılıyor adeta. Çalışıyor, patronu tarafından eziliyor, yemek yiyor, uyuyor, sevişiyor. Bu kuşatılmışlıkta geçmişin hatıraları hazırlıyor sonunu bir iş dönüşünde; suçluluk duygusu altında eziliyor…

Kitap boyunca ikişer dizilmiş altı kare şeklinde sıralanan panellerin uyumu konuyu vurguluyor. Kitabın sonunda kaybetme korkusu sarıyor okuyanları; kalbiniz kırılıyor hafiften, en iyi arkadaşınızı arayıp yoklamak geliyor içinizden.

Jason, işin çizgi kısmına gelince daha çok Herge’ye pas atıyor; Afrika kabilelerinin maskelerinden esinlenerek hayvan suretleri çiziyor insanlara. Diğer çizgi romanların aksine sessiz film tadında ilerliyor öyküleri, konuşmaya çok az yer ayrılıyor. Fransa’da oldukça popüler olan Jason, Ernest Hemingway ve Kafka gibi isimlerin geleneklerini çizgi romanlarda devam ettiriyor. ‘Hey, Wait…’, O’nun ilk cildi; devamında gelen yeni eserlerinin habercisi.

Basit bir karşılaştırmayla Jason’ı çizgi romanların Kafka’sı olarak ödüllendirebiliriz. Neil Gaiman gibi yazarların başvurduğu bol kutulu, diyaloglu kareler yerine sessizliği kullanıyor; konuşmalar kısa ve basit. Anlattığı pek bir şey yok, hissettirdikleri ise sermayesi. Hayvan suretleriyle çizilen insanlar, birbirini tekrar eden panelleme ve paneller, hatıralarımıza el atan ufak ayrıntılar ile unutulması zor bir eser ‘Hey, Wait…’

10/10

1 yorum:

adolf dedi ki...

yazı çok güzel.. çok güzel tanımlamışsınız.. artı böyle bir blog gerçekten vazgeçilmez bir kitap.. çok teşekkür ederim yazılarınız harika... artı çizgiroamnı sevmek.. onu kollamak.. çok hoşuma gitti :)