Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak, 2008

Batman and Robin, the Boy Wonder

Xiu Xiu'nun yeni albümü ''Women as Lovers'' adına, Studyo İmge'de yayınlansın diye birkaç söz yazmak istedim ki işin içinden çıkamadım, sonuna varamadığımda tekrar sabit başlangıçlardan başka başka farklı sonlara çıkmaktan yoruldum ve Xiu Xiu dinlemeyi bıraktım. Sakinleşmek için, dinlenmek için:

mp3: Nico - Afraid
mp3: Nico - Afraid (Demo)

ve de
mp3: Patrick Wolf - Afraid (Nico Cover)
mp3: Antony and the Johnsons - Afraid (Nico Cover)


Cease to know or to tell
Or to see or to be your own
Cease to know or to tell
Or to see or to be your own
Have someone else's will as your own
Have someone else's will as your own

You are beautiful and you are alone
You are beautiful and you are alone

Often the adolescent plague
Reward your grace
Often the adolescent plague
Reward your grace

Confuse your hunger capture the fake
Confuse your hunger capture the fake

Banish the faceless reward your grace
Banish the faceless reward your grace

26 Ocak, 2008

plasi-k-bo

Tatil gelmeden önce her şeyin çok güzel olacağına inanılır ya, tatil geldiği zaman, tatile bırakılan planlamalar büyür de tatili yer ya, işte, böyle olmasın, böylesine harcanmasın,diye yaptıklarıma ve yapacaklarıma dikkat ediyorum ki annem bile şaşkın; Fırat, erken mi kalktın sen bu sabah? Birde şunu farkettim, meğer merhametsiz bir insanmışım, en yakınımdaki iyilik yaptıkça anladım, merhamet biriktirmek için de zamana ihtiyacım var, zamanı iyi kullanmaya.

Cuma günü ne yaptığımı ya da ne yapabileceğimi bilmiyordum, mermamet&nizam istekleri bugünkü kadar netleşmemişti, karne de pek iyi değildi ve birden kendimi ilkokul arkadaşlarımla internet üzerinde konuşurken buldum. Eski arkadaşlarla konuşmak Placebo dinlemekle aynı etkiyi yaratıyor, konuşmadan sıkılmamak, etkiyi kuvvetlendirmek için uzun süreden beri ilk kez Placebo açtım, dinledim. Son iki albümlerini bazı şarkıları eledikten sonra Shift+Del ile çöp kutusuna bile yollamadan yollamıştım. Bir zamanlar zamanlarımı çalan ilk üç albümlerinin büyüsü ise uçmuş, unutulmuştu. Neyse, çocukluk arkadaşları çocukluk demekse, ilkokul arkadaşlarımla konuşmak rahatsız edebilirdi. Fakat konuşma sandığımdan rahat geçti, Placebo onca el altılığına rağmen iyi gelebiliyordu, özlemişim. Hatta, Burger Queen, Summer's Gone ve Pure Morning fazla iyiydi. Bu üç şarkı, birkaç eski arkadaşımı tekrar arayıp dostluğumuzu diriltmek isterken de çalıyordu. Placebo ise güzelken, harikaydı.

A friend in need's a friend indeed, my Japanese is better (nam-ı diğer Pure Morning)
Cue to your face so forsaken, crushed by the way that you cry (
nam-ı diğer Summer's Gone)
You're the truth, not I, you're the truth, not I (
nam-ı diğer Placebo'nun son güzel şarkısı)
ve en iyisi:
Hey You, Hey You, Hey You, Hey You (
nam-ı diğer Burger Queen)
and the razzie goes to:
Because I want you too
Because I want you, because I want you
(
nam-ı diğer ben seni istemiyorum)

21 Ocak, 2008

ohh Yarasın

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/anasayfa/8065937.asp?gid=222&sz=2435

Favorim: İlkokulda Tanışmıştık
Bayılırım: 17 Yaşında
Severim: Moda Yolunda

Ajda Pekkan'a olan mesafem aslında bu üç şarkıyla sınırlanmış değil; ilk albümlerini severim, son albümlerini dinlemedim, saf ama kendi ayakları üzerinde durabilen kadın imajı da fena değil ama bu üç şarkı, en sevdiğim üç şarkı olup, sanki müthiş bir imaja sahipmiş ve ben de tüm albümlerini ezberlemişim gibi sahiplenmeme sebep oluyor.

13 Ocak, 2008

Pazar Pazar

Müzik dinlemeye, yazmaya ara verdim ama bunları önceden yüklemişim. Elden çıkardım, gitti.
mp3:
Late of the Pier - The Bears Are Coming
mp3: Late of the Pier - Bathroom Gurgle
mp3: Black Kids - Hit the Heartbrakes
mp3: Ida Maria - Queen of the World
mp3: Vampire Weekend - Campus
mp3: MGMT - Time To Pretend
mp3: MGMT - Kids

06 Ocak, 2008

The Magnetic Fields - Distortion

üzülerek ve hayal kırıklıklarıyla; 5.9/10
Stephin Merritt
'in diğer üç projesinden (the 6ths, Future Bible Heroes, the Gothic Archies) daha önde duran The Magnetic Fields, son olarak Claudia Gonson, Sam Davol ve John Woo'nun katılımlarıyla tamamlanmış bir grup. Sevmeyenlerinin dizine dursun, yolu aşktan geçenlerin yeni kalesi de bu grup ve coşkun duygularla şekillenmiş duygulu şarkıları. The Magnetic Fields'in dörtte üçü sayılabilecek, arada Gonson'a bıraksa da vokali ve şarkı sözlerini kotaran Stephin Merritt zaten zulasında aşk taşır, aşk onun kalbinden akar. Başyapıtları, üç disklik epik ''69 Love Songs'', iddaamın sağlam bir dayanağı, dinleyeninin kalbine akar. Bittabi, The Magnetic Fields ruha hitap eder(-di:).

Fakat yeni albümleri ''Distortion'' hedefi kaçırmış, tebessümü bize değil. Merritt'in sınırı konamayan sade deneyselliği, çoğu büyük müzisyenin diskografisinde en az bir kere öne çıkan geçmişe öykünme isteğiyle körelmiş. Nev-i şahsına münhasır The Magnetic Fields ruhu, bu sefer the Jesus and Mary Chain'in zaferlerinde vücut arıyor! JAMC kendi zamanının değerlisiydi; tıpkı ''the 69 Love Songs''un 90'ları radikal duruşuyla sonlandırdığı gibi, JAMC'de eklektik pop müziğiyle geleceğe tüy dikmişti ve çekilmişti. JAMC'i sözümüze katan ''wall of sound'' anlayışı, yani hiç susmayan ama kısık sesli gitar dalgaları, melo(i)-dram'ın önünde duvar olmasıyla The Magnetic Fields'in büyüsünü bozuyor. Bari Merritt'in renkli (!) dünyasını yansıtan şarkı sözleriyle grubumuzun farkını algılasak ama yok, ''When My Boy Walks Down the Street'' gibi sözler de yok. Merakımızı körükleyen bir dinamizme sahip açılış şarkısı ''Three-Way'' ve peşisıra gelen ''California Girls'' güzel anlar yaşatsa da, albümün geri kalanını sahiplenebilmek için bir hayli çabalamamız gerekiyor. Kulak arkası edemeyiz ama alıp bağrımıza da basamayız: The Magnetic Fields'in dokuzuncu albümü ''Distortion'', aşklarını yitirmiş bir çalışma. (Stephin Merritt'in yürüdüğü yollarda daha çok etkileyici erkek görmesi dileğiyle.)

mp3: The Magnetic Fields - Three-Way
mp3: The Magnetic Fields - California Girls
mp3: The Magnetic Fields - Too Drunk To Dream
69 Love Songs üzerine birkaç kalp atışı için, bana bu grubu tanıtan yazıya da kapı aralayalım

05 Ocak, 2008

The Pan I Am

Larrikin Love, kendi müziğini yapan sayılı gruptan biriydi. the Libertines'ın punk anlayışını Patrick Wolf usulü modern yaylılarla, varoş sokaklardan yayılan bir enerjiyle karıştırdıkları 2006 tarihli albümleri ''The Freedom Spark'', indie müzikte güçlü ve doğru bir alternatifti. Larrikin Love anlattıklarıyla da ayrıksılığını gösteriyor; lirikler Arthur Rimbaud, Oscar Wilde, Jean Genet için yazılıyordu. Grubun solisti Edward Larrikin ile Patrick Wolf'un arkadaşlığı ise bu iki ismin albümlerinde dahi karşımıza çıkıyordu. ''Accident and Emergency''de Edward'ın geri vokali, ''the Freedom Spark''da ise Patrick'in yaylıları vardı. Grup, Mayıs 2007'de dağıldığını açıkladı.

mp3: Patrick Wolf - Accident and Emergency
mp3: Larrikin Love - Fall At The Feet Of Rae
mp3: Larrikin Love - Happy as Annie


Larrikin Love'ın ertesinde yeni grubu the Pan I Am için bir myspace sayfası açan, bu sayfaya da yeni grubunun bu sene çıkması muhtemel debut albümünden tamamlanmamış şarkıları koyan Edward Larrikin, üzerine sinen ''yeni Pete Doherty'' yaftasını atmışa benziyor; böylelikle birinci lige görkemlice yükseliyor. Larrikin'in tüm şarkılarına sinen İrlanda folk'u, daha elektronik temelli bir müzikle kaynaşıyor. the Pan I Am, döneminin en iyi gruplarından biri olacağını -bizi meraka düşürürken- tempolu orkestrasyonlara yaslanarak kanıtlıyor, yabancılar derler ya, söz veriyor.

the
Pan
I
Am

01 Ocak, 2008

Star Me Stipe

Üç gün sonra, Ocak ayının 4'ünde 47'sini devirecek R.E.M. solisti Michael Stipe çok özel bir insan. Tok sesi, duygu yüklü şarkıları, kolej radyolarıyla yükselmeye başladığından beridir bırakmadığı samimiyeti ve her zaman kalp kıran melodramıyla özel. Morrissey ile arkadaşlıkları, siyasi kimliği, militan vejetaryenliği, görmüş-geçirmişiğinden gelen olgunluğu, seksüel iması ve açık ettiği daha çoğu şeyle özel. Amerika'dan çıkan en iyi isim, desem yeridir. Bu iddaam için birileriyle tartışmaya açığım ama kendimi haklı çıkarabileceksem de ''Nightswimming'' veya ''Star Me Kitten'' kulağıma çalındığı gibi Kurt Cobain'i siktir edip Stipe'ın götürdüğü diyarlara yol alabilirim. O yüzden birbirimizi yormayalım, Michael Stipe'ın hakkını -hep beraber- teslim edelim!

son dakika:

''Losing My Religion'' fırtınasında kazandıkları mainstream hayranlarının yersiz eleştirilerine müzik basının acımasızlığı da eklenince arada kaynayan ''Around the Sun'' albümlerinin acısını çıkarmalarına az kaldı. ''Accelerate'' ismini taşıyacak yeni albümleri 1 Nisan 2008'de piyasada.

Mp3: R.E.M. - Nightswimming
Mp3: R.E.M. - Star Me Kitten
Mp3: R.E.M. - Around the Sun
+
Mp3: Gene - Nightswimming (efsane şarkının aslı kadar güzel kavırı.)

30 Aralık, 2007

Beach House Is My New House

pazar pazar special
Beach House'u dinliyordum ve yine o kadını mı açtın diye soran annem Nico'u kastediyordu.

Mp3: Beach House - Gila
Mp3: Beach House - Home Again
Mp3: Beach House - Heart of Chambers
Mp3: Beach House - Apple Orchard

Yazıyı Pazar Pazar formatına sokmak için bazı şarkılar;

Mp3:
The Jesus and Mary Chain - You Trip Me Up
Mp3: Cocteau Twins - Heaven or Las Vegas
Mp3: Nico - Lawns of Dawns
Mp3: Slowdive - Alison

yarın: güle güle 2007, hoş geldin 2008

29 Aralık, 2007

Pasolini Is Me

Bu sabah geçen yaz tatilinde çalıştığım kitapçı aradı, koş gel aradığın kitabı sonunda bulduk diye. Pier Paolo Pasolini'nin romanı ''Ragazzi 'Oğlanlar''ı bulmuşlar. Pasolini'e dair her şeye geç ulaşıyorum. Accattone, The Decameron, Teorema ve Salo filmlerini izlemiştim, bu filmleri bulmak içinde baya çaba sarfetmiştim. Fakat nihayetinde, Pasolini is me.

Mp3: Morrissey - You Have Killed Me
Mp3: Blonde Redhead - Pier Paolo
Mp3: Suede - Modern Boys


Morrissey'i son dönemlerde dillere sardıran ''You Have Killed Me''si, Pasolini'nin ismi zikredilerek açılır. Blonde Redhead'in ''Pier Paolo''sunun telmihi güzel bir şarkılara rastgelir. Ragazzi'nin Türkçe karşılığı da, genç erkekler veya oğlanlardır ve hemen Suede'in ''Modern Boys''unu hatırlatır. Yönetmen, yazar, eleştirmen, şair, gazeteci, komunist, gey ve daha bir çok şey olan Pier Paolo Pasolini'nin linç edilip arabayla başı ezilerek öldürüldüğünü üzülerek söylüyorum.

28 Aralık, 2007

Dramatik Olmak İstemem Ama Olympian Bana Bunları Yazdırdı

Bu zamanlarım fazla dramatik ilerliyor. Bazı şeyler yapmak istiyorum ama bunları yapmazken, yapmamam gereken başka şeyleri yaparak zaman harcıyorum. Belli bir boşluk ve büyük bir fazlalık var. Ne yazık ki, trajediler de bol geliyor, dramatik olmaktan nefret ediyorum. Böyle tüm bu zıtlıklarla birlikte, güzel şeyler de oluyor. Pek çok şey oluveriyor (ya da olmayıveriyor). Bugün de çok şey oldu (keşke hiç olmasaydı). Yengem ameliyat oldu, anlatmayacağım ve de elimde olmayan çok üzücü bir kalp kırıklığım oldu. Aslında, olacağı vardı. Dün sürekli Gene dinlemiştim.

Bir sene kadar önce, Gene'in kırılgan sesi Martin Rossiter'ı duyduğumda, o sesin hissettirdiği heyecan ve de hüzünle yeni çıkmaya başlayan sakallarım, hatta yanaklarımın üzerindeki ayva tüylerim bile dikleşmişti. Şarkılarını anlamak için defalarca başa sarmıştım ilk iki albümlerini. Sonra şarkılar beni anladı, anlaşılacak duruma geldim, başıma hiç hoşuma gitmeyen durumlar geldi. Bir süre yüksek sesle Gene'i, özellikle ''Olympian'' şarkılarını dinleyemedim. Anlaşılıyor ki, bugünün getirdikleri böyle giderse, bir süre daha bu şarkıya yaklaşamayacağım.

Mp3: Gene - Olympian
Mp3: Gene - Where Are They Now?
Mp3: Gene - London, Can You Wait?

Üzüntülerimi bir nebze azaltmak için Joe Orton'ın oyunlarından hınzır bir kareyi fotoğraf olarak kullandım. Okulda, yanımda oturan kız her hissi zıttıyla yaşadığımı, ikili duygular içerisinde olduğumu söylüyor, derim birde.

26 Aralık, 2007

!!!The Gadsdens!!! Olay Olay Olay!!! High Hopes!!!

Onlara ait ilk çağrışım R.E.M. , vokalistin sesine bulaşanlar da Tracy Chapman ve Michael Stipe. Fakat daha herhangi bir plak şirketine bile kapak atmamışken, ''the Sailor Song'' şarkılarıyla kalbimize çizik atan The Gadsdens'ın 2008 yılında bu isimlerin gerisinde kalmayacağı kesin. Aslında, yeni gruplar içerisinde zirveyi kapıp geleceğe uzanacağı da kesin, şimdiden! Şimdiden ben sizi 8/1'e, 8/1'de Arjanwrites'a, Arjanwrites'da grubun myspace'ine bağlasın; bu heyecan bizi çarptığı gibi, sizi de çarpsın.

Yine de ve illa ki, belki Jean Genet'in Denizciler'ini hatırlattığından böyle birden tav etti bu şarkı, ben de ekleyeyim;
Mp3: The Gandsdens - The Sailor Song

Daha fazlası yakında...

23 Aralık, 2007

Pazar Pazar New Art

2006 yılında kurulmuş The Indelicates özel bir grup, söyleyecek sözleri var. Daha ikinci yılları dolmadan pek çok şarkı kaydetmişler bile, üretkenliğiyle de özeller. Hem de bu şarkıların ilk dinleyicisi Luke Haines. Yani, Haines'in desteği ve ilhamıyla ilerliyorlar. Demoları bile yeterince tatmin edici; hırçın vokaller ve zeki lirikler The Auteurs'u hatırlatıyor ama kendi yolunu da buluyor. The Indelicates, umut veriyor.

Mp3: The Indelicates - New Art For the People
Mp3: The Indelicates - Waiting For Pete Doherty To Die
Mp3: The Indelicates - Fun Is For The Feeble Minded
Mp3: Xiu Xiu - I Do What Want When I Want
Mp3: Ruby Lament - Strange
Mp3: Luxembourg - What The Housewives Don't Tell You

19 Aralık, 2007

The Magnetic Fields - You're My Only Home

I will stay if you let me stay and I'll go if you let go but I won't go faraway because you're my only home I will hide what you want hidden and I'll roam if you say roam but I'd just as soon you didn't because you're my only home When you cancel dinner plans When you cross the street and you don't take my hand When you make impossible demands I wish I didn't understand, but...

MP3: The Magnetic Fields - You're My Only Home

18 Aralık, 2007

Mütenasip Goldfrapp

İki gündür bilgisayarımı daha az açıyorum. Messenger bozuk gibi, yazdığım iletiler gitmiyormuş, bana gönderilen iletiler de gelmiyormuş. Bazı kişilere bazı şeyler söyleyecektim; nerede, ne zaman görüşeceğimi konuşacağım biri vardı. Fakat messenger'ı açmamım esas sebebi de yıprandı ya, hatırlayacaklarımı ve hatırlatacaklarımı unuttum. Şimdi telefonumu çaldıranlar olabilir, telefonumdan da cevap alamayacaklar çünkü sim kartı geç okunuyor filan, kapalı tutuyorum bir haftadır. İletişimsizlikten öte, kendimi de arayıp sormuyorum. Bayram tatili var nasıl olsa, diyerek ders çalışmaya; yazılarımın tekil kalsın, diyerek de kitap okumaya ara verdim. Daha doğrusu, yapmak istemiyorum. Yani, demek istiyorum ki, boş vakitlerim var. Moralim de iyi sayılmaz. Bunlar birbirleriyle çarpışınca, birbirlerini besleyip kuvvetlendiriyorlar. Geçen gün gömlek ve birde yelek almaya gitmiştim; akşam yemeğini, yazılı sorularını, Murathan Mungan'ın Dağ'ını beğenmediğim gibi, ne kadar zorlasam da, gömleği ve yeleği beğenmedim. Boşluğa ve sıkıntılara çoğu şey yakışmaz. Fakat Goldfrapp'ın piyasa tarihinden iki ay önce internete sızan yeni albümü tam da böylesi zamanlara yakışıyor. ''Seventh Tree'', gerçekten de zamanımı buluyor, zamanıma patlıyor. Ben de patladığı gibi, diskoları ve ''Felt Mountain'' debut'unun klostrofobik havasını da patlatıyor. Alison Goldfrapp, ikinci ve üçüncü albümün kodu glam-disko'u terk ederek debut havasına döneceğini müjdelediğinde, ''Train'' klibindeki gibi değil de, gerçekten soyunacağını tahmin etmiştim. Yine de içini böylesine belli edeceğini düşünmemiştim. Alison tekrar içine dönmüş. Kate Bush, birinin daha ilhamı olmuş. Goldfrapp, dairesel bir başarıyla, en güçlü olduğu zamanlara, ilk zamanlarına dönmüş. Tembelliğimi ve bitkinliğimi katlanır kılarak günleri kurtaran ''Seventh Tree'' hakkında daha uzun yazacağım. Belki Studyo Imge'e yollarım, belki bloga eklerim. Sıkıntıdan neler anlatırım kim bilir, nasıl saçmalarım.

Mp3:
Goldfrapp - Little Bird
Goldfrapp - Clowns

14 Aralık, 2007

Top 31 - 2007

2007 müzik adına çok azgın bir yıldı. Yeni isimler, eski efsanelerin dönüşü ya da batışı, bilgisayar kökenli dans müziğinin yükselişi, ortaya dökülen onca isim falan derken erken boşalmalar ve tatminler arasında gidip geldik. Fakat bu senenin olayı, ateşli Suede günlerini ve Britanya'yı pas geçip kişisel arayışlara yönelen Brett Anderson ve ilk solo albümüydü. Müzik basını taktir etmesin, biz dinleyiciler de birer eleştirmeniz, Anderson rutubeti ve gözyaşlarıyla kimilerimizin kanının tersine, kalblerimize doğru akmasını sağladı. 1988 yılında ölen Nico'nun peşpeşe çıkardığı ''Marble Index'' ve ''Desertshore''u ve bu klasikler döneminde kaydedilmiş demo/farklı versiyonları da içeren toplama ''The Frozen Borderline: 1968 – 1970'' ise kanımızı dondurdu. Patrick Wolf'un ayrıksılığı parladı. Perry Blake süregiden melankolisini korurken, the National köşeyi döndü. Kaiser Chiefs, the Horrors, Klaxons, Spoon, Arctic Monkeys, Modest Mouse, the Cribs ve daha nicesini birkaç şarkıdan sonra dinleyemedim. Radiohead'i listeye almadım, iyi yaptım. 2007, 2006 yılından daha iyiydi ama daha karmaşıktı. Coşan coşana ve coştuk, bazen de coştuğumuzla kaldık.
1. Brett Anderson – Brett Anderson
2. Nico – The Frozen Borderline: 1968 – 1970
3. Patrick Wolf - The Magic Position
4. Perry Blake – Canyon Songs
5. The National – Boxer
6. Rufus Wainwright – Release the Stars
7. M.I.A – Kala
8. Sarah Nixey – Sing, Memory
9. Lucky Soul – The Great Unwanted

10. Bill Callahan - Woke on a Whaleheart
11. Beirut – The Flying Club Cup
12. Arcade Fire – Neon Bible
13. Feist – The Reminder
14. Purresence – Don't Forget to Remember
15. Panda Bear – Person Pitch
16. Interpol – Our Love to Admire
17. LCD Soundsystem – Sound of Silver
18. Andrew Bird - Armchair Apocrypha
19. Pleasure – Pleasure 2


20. PJ Harvey – White Chalk
21. Kylie Minogue – X
22. Jens Lenkman - Night Falls Over Kortedala
23. Of Montreal – Hissing Fauna, Are You the Destroyer?
24. Richard Hawley – Lady's Brigde
25. Band Of Horses - Cease To Begin
26. Robert Wyatt - Comicopera
27. Grizzly Bear – Friend EP
28. Sunset Rubdown - Random Spirit Lover
29.
Manic Street Preachers - Send Away The Tigers
30. Phosphorescent - Pride

31. Malcolm Middleton - A Brighter Beat

12 Aralık, 2007

Gary Numan

David Bowie ile Krafwerk'in revizyonu gibi dursa da, ilhamlarının anlamlarını genişletip yeni tanımlar oluşturan Gary Numan; amcasıyla birlikte kurduğu Tubeway Army'nin beyni/vokaliyken ikinci ve son albümlerinden 1979 tarihli single'ları ''Are 'Friends' Electric?'' sayesinde liste başı olmuş, akabinde de solo devam ederek aynı yıl ''Cars'' hitini patlatmıştı. Bu patlama, bir yaratıcılık zirvesiydi, androjen-robot görünümlü (aslında ailesiyle yaşayan oldukça yalnız biri olan) Numan, 80'li yılları şekillendirecekti. Synthesizer'ı kullanan ilk pop yıldızıydı; modernist ritimleriyle New Romantic'lere, elektronik yapısıyla dans müziğine, pop anlayışla New Wave'e, yırtıcılığı ve karanlıkta kalan kısmıyla da Dark Wave'e önder olacaktı.Yargı bildiriyordu, orijinalliğiyle en üstteydi, eteğinden düşen taşlar geleceğe temel oluyordu, kendi müziğini kamulaştırdı. Öylesine değerliydi ki, herkes üzerine atladı, saldırıp parçaladı. Ve her bir parçası ayrı yerlere dağıldı. Bu parçalar Duran Duran, Visage, Magnetic Fields, Smashing Pumpkins, Blur, LCD Soundsystem, Marily Manson vs. olacaktı. Gary Numan'ın tekrar toparlanması, 90'lı yılların sonunda gotik öğelere kaymasıyla gerçekleştirse de, adını hatırlamayacağımız kadar çok şey yaptığından, mirasının yanına ismi eklenmeyecekti. Fakat 80'li yıllardan itibaren ucu popa/elektronik müziğe dayanan her rock grubu, Gary Numan'ın yansımasını, tabloid basının abartılı benzetmelerini gerektirmeyecek kadar belirgin şekilde hissettirecekti...



Mp3:

Gary Numan - Cars
Gary Numan - Complex *
İlk synth balad sayılır
Gary Numan - Down In The Park * Defalarca coverlanmış futuristik zirve
Gary Numan - Everyday I Die (Live)
Gary Numan - Do You Need the Service?


11 Aralık, 2007

My Robot Friend - Robot High School

My Robot Friend ismiyle anılan Howard Robot, 2005 yılında çıkardığı albümüyle ''satirikelektronik'' denilen yaratıcılıklarda gezinmişti. 80'lerin Devo'sunu örnek alıp kafasına geçirdiği ışıklı şapkalarla ve de Oz Büyücü'sündeki teneke-adam'ın gelişmiş versiyonuna benzemeye çalışarak estetikle mizahı karıştırmış, aynı eklektik yapıyı müziğine de sığdırmıştı. New York'un disko topunu parlatan isimlerdendi ve...

Mp3:
My Robot Friend - Why Won't You Call Me Back?


...bir kaç aya kadar çıkması muhtemel üçüncü albümünün ilk single'ı ''Robot High School'' ile görkemli bir geri dönüş yaptı. Single güzel çınlasa da, asıl parıltı videosunda belirdi, göz aldı. My Robot Friend, yapacağını yaptı.



Mp3:

My Robot Friend - Robot High School

+
http://www.myspace.com/myrobotfriend

10 Aralık, 2007

Pale Young Gentlemen

Kendi imkanlarıyla yayınladıkları debut albümleriyle bu senenin sonuna yetişen Pale Young Gentlemen, eklektik yapılarıyla -ki Beirut and orkestral pop'a benzeyen öğeleri ironi yüklü tiyatrallık ile sunuyorlar hatta çello+piyano gitarlara karışıyor- ve canlı vokalleriyle bir neşeli bir hüzünlü kabere partileri için taze bir varoluş gibi gözüküyor. arkası yarın...

Mp3:
Pale Young Gentlemen - Fraulein
Pale Young Gentlemen - Single Days
www.myspace.com/paleyounggents

04 Aralık, 2007

Tracey Thorn - A Distant Shore

A Distant Shore; Tracey Thorn'un -daha sonra kocası olacak- Ben Watt ile tanışıp Everything But the Girl birlikteliklerini başlatmadan önce, ilk pratiği Marine Girls ekibini dağıttıktan sonra, 1982'de yayınladığı ilk solo albümünün ismi. Böylesine sıkışık bir zamanda kotarılmasından da anlayabiliriz ki; rahatlama, kişisel ilhamlarla iş görme amacı taşıyor. Zaten akustik gitarlar eşliğinde söylenen şarkılarda da büyük bir samimiyet ve çıplaklık hissediliyor. Tracey Thorn'un Nico'u andıran vokal anlayışında varolan hüzünle birleşen bir sadelik, yirmi üç dakikalık bu kısa albümde kendisini ele veriyor.

Mp3:
Tracey Thorn - Small Town Girl
Tracey Thorn -Simply Couldn't Care
Tracey Thorn - Femma Fatale

02 Aralık, 2007

Radiohead - In Rainbows

Kimi müzik grupları, bize gösterdikleri ve bizden sakladıklarıyla belirgin anlamlara sığınır, belli genellemeler için şekillenir. Bilerek simgeleşir. Giderek büyür. Büyük kitlelerden yansıyan, büyük kitleleri yansıtan bir monad halini alır, öyle kalır. Radiohead ise ''Creep'' ile o büyük çıkışını yaptığında, gelecek yılların zaferlerinden öylesine emindi, öylesine iyi hazırlanmışlardı ki; ''Ok Computer'' zirvelerinin ardından travmatik, sevgiye muhtaç, paspal, aman yapışabilir, fakat bitkin kodları hemen bırakmakta bir sakınca görmediler. Başarılı ama tastamam sahiplenemediğim ilk üç albümlerini takipen geliştirdikleri yeni sendromlar koşulsuz benimsenirken, ''Kid A''nın değişken sound'uyla sürekli dile gelecek bir takıntıya da dönüşüverdiler. ''Hail to the Thief'' karmaşasını netleştirecek yeni albümün geçikmesiyle de işler çığrından çıktı. Gel gör ki; verilebilecek en rahat, çaktırmadan sinsice cevap ''In Rainbows'' ve satış usulüyle verildi. ''Gönlünüzden ne koparsa'' diyerek piyasaya atılan ''In Rainbows'', daha sade ve fazlalıkları alınmış Radiohead'i müjdeledi. Öfkeli/coşkulu kalabalıklar bastırıldı.

Büyük yaftalar ve büyütülen sonuçlar arasında amacını aşamayacak kadar basit, kişisel ilhamlarla derinlere dalmayan ''In Rainbows''; güzel şarkılarından öte, Radiohead'in olayını sakinleştirip yalnızca dinlenebilirliğiyle hatırlanacağından, ''Kid A'' sürecinden beridir yaptıkları en hayırlı iş olarak görülebilir. Öyle ki; kendisini öldürmesini gereken Thom Yorke, bıçkın gitarlar ya da elektronik melodilere geri dönseydi, artık sıkacak sound bir yana, bu mirasla hareket edecek Travis, Muse, Coldplay ve benzerlerinin sayısı gittikçe artacak, bu akıl böylesi sikletleri çekemeyecekti. Ben de yeni albümlerini böylesi ihtimalleri ortadan kaldırdığı için biraz daha sevdim ve beşnoktasekiz verecekken yedinoktabire yükselttim. 7.1/10

Mp3:
Radiohead - Jigsaw Falling Into Place
Radiohead - Bodysnatchers
Radiohead - Reckoner
+
eskilerden bir favori, en sevdiğim parçaları No Surprises