25 Temmuz, 2007

Yandan Çarklı

Gidip minibüsün en öndeki tekli koltuğuna oturdum, şoförün yanı, camın yanı, belki de en rahat yeri. Şoföre yüz kuruş eksik verdim, bilerek, yarına sakladım, yarın lazımdı da. Elimde daha önce defalarca okuduğum ama kaybettiğim için yeniden aldığım ‘Son Kuşlar’ vardı, Sait Faik’den.

Sonra, biraz sonra, minibüse atladıktan hemen sonra yani, en öne oturduğuma pişman oldum. İnsanları izleyemeyecektim. Minibüslerde sesler net duyuluyor, uygun ortam oluyor, can sıkıntısına çok iyi geliyor laf dinlemek. Haliyle, en önde, zor oluyor bunlar.

Minibüs alışılagelmiş gürültüsüyle hareket etti. Yine bi kötü oldu içim, hafif midem bulandı. Ne zaman mazot filan kokusu dağılsa havaya, böyle olurum. Dayanamıyorum. Sanki lüks, ferah araçlarla gezmiş biri gibiyim. Oysa hastane filan derken otobüslerde geçiyordu günüm, birkaç sene önce ve bi birkaç sene daha öncesinde ve birde hatırlamadığım erken çocukluğumda.

Dayanamadım. Mazot kokusuna değil, canım sıkıldı ya, çevirdim kafamı minibüsün içindekilere. ‘Neye bakıyor be bu’ gibisinden baktılar bana, ben onlara daha rahatsız edici baktım.

Dayanamadım. Arabanın içindekilere değil, yorgunum ya, boynum ağrıdı öyle durmaktan. Çevirdim kafamı. Cama çevirdim. Dışarıya. Bir adam gördüm uzaktan, araba ilerledikçe, yakınlaştıkça gözlerine odakladım gözlerimi. Yani, adamın farklı bir yanı filan yoktu. Sadece böyle yapmayı seviyordum. Ben, yolda rastladığım, genellikle tanımadığım birine uzun uzun bakmayı çok seviyorum. Bazen yolumda ilerlerken, kafam çeviririm, görüş açımdan çıkana kadar izlerim kurbanımı. Bazıları karşılık verir, tepki olarak ayırmaz gözlerini, çevirmez kafasını. Bazıları ise hiç oralı olmaz. Yeni yeni ortaya çıktı bu huyum, çokta zevkli. Ne yapmaya çalıştığımı anlamaya filan çalışırken iyice izlenmeye açık oluyorlar. Acayip oluyorlar. Hiç tanımadığım biri bana, benim hiç tanımadığım insanlara baktığım gibi bakabilirse ancak, bu alışkanlığımı sonlandıracağım.

Araba ilerledikçe, adam küçüldü. Görüş kabiliyetimi aştığında ise eski konumuma döndüm. ‘Son Kuşlar’ı karıştırmaya başladım. Rasgele bir sayfa açtım, ‘Yandan Çarklı’ öyküsü çıktı şansıma, çok severim de hani. Yazarın diğer öyküleri gibi tatlı ve samimidir, bir adamın vapur yolculuğunu anlatır, yazarın çoğu öyküsü gibi kısadır. ‘Yandan Çarklı’nın esas adamı gibi hissettim kendimi bir anda, yalnızlıklarımız ortaklaşa, evimize gidiyoruz ikimizde; bir anda durdu minibüs, bir anda attım kendimi dışarıya. ‘Dur minibüs, dur! Evime geldik, ineyim’ dedim içimden. ‘Yandan Çarklı’ ise şöyle bitiyordu; ‘Dur yandan çarklı, dur! Köyüme geldik, ineyim.’

1 yorum:

UrgaN dedi ki...

okulda da kantine eksik para verirdin.huylu huyundan vazgeçmez..