14 Ocak, 2008

Kifayetsiz Muhterisler

Kifayetsiz muhterislik, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak
Bu yazı ise daha uzundu, daha gevşekti, kısaldı ve sıkılaştı


Hrant Dink'in vurulduğunu duyduğumda, cadde başındaki bakkaldan çikolata ya da bisküvi alacaktım. Bakkalın sahibi iyi bir insan, şişman ve sevimli olanlarından. Trabzonlu. Trabzonspor maçlarını evinde seyretmek için dükkanı kapatıp gittiği bile olur. Dükkan çok geniş, elimi raflardan çekip televizyonu daha net görebilmek için laz bakkalın karşısına çektim, elimi duvara dayadım, duvardan güç aldım. Olay yeri görüntülerini gösterdiler, hayretle ve üzüntüyle ona baktım, Hrant Dink'i tanımadığını söyledi. Bir şey almadan bakkaldan çıktım.

Bakkaldan çıktığım gibi eve gittim, haberleri izledim, bazı haber sitelerine baktım, messenger'a girip hemen çıktım, babam geldi, babamla konuştuk, yemek yedik ve pil almak için tekrar dışarı çıktım, akşam olmuştu. Ateşin önünden geçtim. Ateşli insanların konuştuklarını duydum. Mahallemizde işsiz ve okulsuz, çete benzeri gençler var. Dayı dayı, cadde boyunca konuşa bağıra yürümedikleri zamanlarda bizim apartmanın hemen karşısındaki boş dükkanların önlerine oturuyorlar, ön balkonumuzun en net görebildiği yerler. Kağıtlara ne sardıklarını, polislerin sırtlarına nasıl da dosthane bir tavırla vurup onlarla şakalaştıklarını biliyorum. Her zaman güzel giyiniyorlar. İçlerinden bir kaçının arabası var, birinin de evi; geri kalanlar bu arabalara doluyorlar, aileleleriyle yaşıyorlar. Sabahları futboldan konuşup yoldan geçen kadınlara bakıyorlar, küpeli oğlanlara laf atıyorlar (top musun lan sen? ya da lan top hatta gel, sikim de kendine gel). Akşamsa, laz bakkaldan aldıkları boş zeytin varilinin içini çalı çırpı ile doldurup ateşe veriyorlar. Ateşin önünden geçmek zorunda kaldım, onlar da çok ateşlilerdi zaten, -sinirimden- hafif kızardım. Hrant Dink'in ölümünü konuşuyorlardı, Hrant Dink'in ölümü içlerini ısıtmıştı. Hızla yürüdüm yanlarından, cevap vermek istedim ama veremedim, korkuyordum.

Ertesi gün (20 Ocak 07) okul vardı ve faşizan okulumda bir gün önce yaşananlardan pek bahsedilmiyordu. Benim ise dünden kalma hüznüm vardı ve bazı öğretmenler ders arasına ''dış güçlerin provakasyonlarına gelmeyelim'' gibi uyarılar sıkıştırarak, ''hepimiz Ermeni olamayız, herkes Türk olmalı'' gibi fikirlerini bizde döllemeye çalışıyorlardı, daha da hüzünleniyordum. Bir kaç hafta öncesinde de, coğrafya öğreten bir kadın, lafımı geri almazsam beni mahkemeye vereceğini söylüyordu; laf ise Kurtlar Vadisi Irak ile başladı, ''ben Kürt'üm'' ile bitti. Konuşarak bazı şeyleri değiştirebileceğimi sanıyordum ve coşkuyla kendimi savundum. Tenefüs olunca da hemen müdürün yanına gidip durumu anlattım. Müdürle iyi anlaşıyorduk, Eğitim-Sen üyesiydi. Gelini, geometri öğretmenimdi, hemşerisi matematik öğretmenim, hemşerisinin yeğeni de çarprazımda oturuyor üç dönemdir. Ve bu dört Trabzon'ludan ikisi, müdür ile geometricinin soyadları Samast, diğer ikisi de Samast'ların yakın tanıdıkları. Çarprazımda oturan, Ogün Samast'ı kastederek, o bizim uzaktan akrabamız diye çıkışmış; bana da Fırat Dink demişti. Neyin ne olduğunu bilmiyordu ve olanlara da karışmıyordu, fazlasıyla çocuksuydu, daha önce pek samimi değildik, daha sonra neredeyse hiç konuşmadık.

Fırat Dink, diye yalnızca sınıfımda çağrıldım (diğer çocuklar espri yaptıklarını zannediyorlardı) ama yaz tatilini boşa harcamamak için Beyaz Adam'da çalışırken Hrant'ın arkadaşları ismimden ötürü beni çok seviyorlardı. Hrant'ın kardeşlerine ismimi söylediğimde heyecanlanmışlardı. Hrant'ın kuzesi ise yaz boyunca en çok konuştuğum, çok şey öğrendiğim bir kadındı.Tam akrep kadınıydı; güçlü, çalışkan ve sabırlıydı. Fakat çok yorgundu, para kazanmak için çok fazla yoruluyordu, kuzeninin ölümüyle iyice yorgun düştü. Aslında, Dink'i biraz da olsa tanıyan herkes yorgun düşmüştü, hala da atamadılar, dinlenemediler, hele ki devletin dava için gerekli çabayı göstermemesiyle. Yurtdışından gelenler, yurtiçinde kalanlara sarılıp ağlıyorlardı, hüngür hüngür. Havada hep Hrant vardı sanki ve havayı ağırlaştırıyordu. O'nun tek bir resmi bile bu dar alanı nefes bile alınamaz kılabiliyordu. Bana 19 Ocak'ı anlattılar, Seta'nın çığlıklarının nasıl yankılandığını. Kimileri ışıksız odalara kapanmış, kimileri hep ağlamış. Bazıları Agos'un bulunduğu mahallenin ismini bile duyamaz olmuş. Davaları anlattılar. İsmail Türüt'ün sinirlerini alt üst ettiğini gördüm. Onlarla konuşurken utandım, Hrant Dink'in benim için aslında öldüğü gün başladığını farkettim. Tanıdığım, okuduğum Hrant Dink'i vurulmadan önce pek hatırlamıyordum. Bu geç kalmışlık yüzünden hala utandığım olur. 19 Ocak 2008'deki yürüyüşte utancımın atılması gereken kısmını atacağım, atılmayacak bir kısmı var ki, o kısım Türkiye'li herkesin bir yerlerinde var olmalı.

6 yorum:

litost dedi ki...

Hrant Dink'in ölümü şahsım için bir milat oldu, etrafıma baktım kimler tarafsız olup da başkalarının yağına ekmek sürüyor birden görür oldum, acaip birşeydi benim için, sanki dünya gözüyle bir perde kalktı gözümden. yaşadığım yer hakkında kanılarım vardı ama tüm taşlar ağırlığınca yerine oturdu birden, boğazıma bir yumru oturdu.

kendisinden yola çıkıp başka şeyleri de görünür kıldığını farkettim. hislerim düşündüklerim, tüm içimdekiler birileri için "ülkemizi oyuna getirmek isteyen karanlık güçler" in işi. öyle bir perde var ki onların gözünde, sittin sene kalkacak gibi değil. sırf bu yazı gibilerini okuyunca, senin gibi birinin daha varlığını bildikçe içim serinliyor.

Onu kaybetmeden önce derinlemesine bilmemizi engelleyecek bir sistemin içindeyiz. Öyle demirden perdeler var ki çok muntazam çalışıyorlar. Anca o demirden perdeler tarafından öğütüldükçe önümüze gelebiliyorlar. Sesleri kısık görüntüleri silik. Bundan sonrası için onları yakalamak adına ne yapılabilir ve onları unutturmamak için neler var elimizde. Geriye bu kalıyor işte..

Sevgilerimle..İyi ki varsın.

Ezgi dedi ki...

Fırat, 19 Ocak'ta Agos'un önünde görüşmek üzere...

Radnor dedi ki...

1 sene ne kadar da çabuk geçmiş......bilgi ve tüketim çöplüğüyle maskelenen zihinlerimizi yöneten güçler topluluğuna karşı haykırılacak bir kaç sözü olanlar 19 ocakta tek ağızdan bağırabilmeli bence de... "böl parçala ve yok et" taktiğiyle toplumlarla beraber zihinlerimizi de sulandıran "mihraklar" bütününe karşı 19 ocakta hala bir yerlerde aklı başında insanlar olduğunu göstermeliyiz.

androjenik pislik dedi ki...

Bu 19 Ocak layı sırf İstanbul da mı?

Frankly Mr Shankly dedi ki...

litost;
Derinlemesine tanıtmadılar, haklısın,sen de benim içimi rahatlattın.

ezgi;
ben babamla geleceğim, görüşelim.

radnor;
hrant dink vurulduktan iki-üç gün geçmedi ki gündem buzda dans oldu.

androjenik pislik;
İstanbul dışında da etkinlikler, gösteriler var, sanırım. ama nerede, ne var, bilmiyorum.

Deuss Ex Machina dedi ki...

Bir beklenmeyendi katledilişi, acısı sızım sızım sızlatan cinsinden ani ve yakıcı. Korkularımız vardı elbette onun gibi, pek çoğumuza daha sonra musallat olacak ve her iki adımda bir kere daha düşünerek adım atmak zorunda kalmamız gerektiğini öğretecek kadar sahici bir hayat dersiydi onu yitirmemiz.

Her şeyin ne kadar birbiri ile çeliştiğini anlayabilmemiz için böylesi bir kederle buluşmamız, yaşamamız gerekir miydi? Emin ol Fırat üzerinden bir sene geçmesine karşın hala çözemediğim sorularımdan bir diğeri olarak kafamı meşgul ediyor. Ülkesinde daha demokratik olabilmesi için çaba sarf eden, bu uğurda kendilerini pek matah zanneden ister ermeni ister türk olsun aşırılara karşı savları ile aynı yolun yolcusu olduğumuzu işleyen, bir çekseniz elinizi üstümüzden diyen bir düşünür için, katlinin ardından olayı çözmeye yarayacak bir arpa boyu yol alamadığımızı görmek daha da burkuyor yüreğimi. Eminim pek çoğumuzun yüreğini de...

Bir çoğumuz için yan yana durduğumuz insanların aidiyetlerini, inceliklerini, maskesiz özlerini vd. belki de ilk defa öğrenebilmesi için bir fırsat teşkil etti, Hrant'ın gidişi. Yok edilmeye çalışılmış olsa da yitip gidenin sadece beden olduğunu önemli olanın zihinlerdeki doğru imgeleminin olduğunu fark ettim bir senenin ardından. Gözyaşlarımızın gerçekten ortak olduğunu, sahici yüreklere sahip binlerce insanın bir arada o karanlığa, o kimsenin hala çözemediği lanetli ellerin yol açtığı acının verdiği uyanışa sahip çıkmasına, davasını sessiz konulmaması için çabasına ortak oldum. Uzaktan da olsa bir şeylerin artık az da olsa değişebildiği bir ülke isteğinin altında hala imzamı atıyorum. Sicim gibi göz yaşlarımızın, dikkatli adımlarımızın, kolkola ilerleyişlerimizin hiç değilse bari bu sefer bizleri doğruya ulaştırmasını diliyorum....

Uzaklardan bir ermeni dostun...



İstanbul için etkinlikler
Uluslararası Karma Sanat Sergisi KargART İtalya, İngiltere, Slovenya, Avusturya, Estonya ve Türkiye'den bir düzineyi aşkın eserin katılacağı sergide, Başar Coşkun'un Beyaz Bere üzerine çalışması göze çarpıyor.Tarih: 19 Ocak 20:00 - 3 Şubat 2008 Açılış: 19 Ocak 2008 Saat: 20.00 - D2GG görsel-işitsel performansı Yer: KargART Kadıköy (Caferağa Mah. Kadife Sokak No:16 Kadıköy, İstanbul) http://www.kargart.org

Münferit - Sergi 19 Ocak Kolektifi Tarih: 19 Ocak - 9 Şubat 2008 Açılış: 19 Ocak 2008 Saat: 17.00 -19.00 arası Yer: Hafriyat Karaköy (Necatibey Caddesi No:79 Karaköy, İstanbul)

Hrant'ı Anmak İçin - Gece Hrant'ın Arkadaşları Şarkılarla, filmlerle Hrant Dink'i anıyoruz.
Katılımcılar: 45'lik Şarkılar, Aynur, Bartev, Bennu Yıldırımlar, Birol Topaloğlu, BGST Dansçıları, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Dostlar Korosu, Erkan Oğur, Hayko Cepkin, İsmail Hakkı Demircioğlu, Kardeş Türküler, Lale Mansur, Lusavoriç Korosu, Mahir Günşiray, Metin & Kemal Kahraman, Michael Ellison, Nişan Şirinyan, Sahakyan Korosu, Sayat Nova Korosu, Tiyatro Boğaziçi, Zeynep Tanbay...Tarih: 19 Ocak 2008 Saat: 20.00 Yer: Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı

Hrant Dink anısına 'Ashura' - Müzik & Tiyatro 5. Sokak Tiyatrosu Üç büyük dinde pek çok karşılığı olan ashura, hicri yıl takvimine göre Muharrem ayının onuncu günüdür. Bizim ashura ise, yüzlerce yıldır yok edilen 'ötekiler' için bir taziye...
Adı insanlık tarihi kadar eski ashura; yüzlerce yıldır, Anadolu toprakları üzerinde 'homojen' bir toplum yaratma adına oradan oraya savrulan, zorunlu olarak göç ettirilen insanları, dilleri, dinleri, sürgünlerin göç yollarını, göç yollarında 12 dilde söylenen şarkılarla anlatıyor. Tarih: 22 Ocak 2008 Saat: 20.30 Yer: Garaj İstanbul http://www.garajistanbul.com